 |

26 Aralık 2007 Çarşamba | Levent OZLER
Tasarım Nereden Yükselir
Türk tasarımının kurtuluşu yerde mi yoksa gökte midir, sanat galerilerinde mi yoksa ar-ge ve inovasyonda mıdır türünden iki kutuplu tartışmaların usul olarak tarihi çok eskilere dayanır. Hatta bu türden iki kutuplu tartışmaları Aristoteles ile Platon'a dek uzanan bir söylem içinde ele almak bile mümkündür. Batı dünyasının en önemli iki felsefe akımından "idealizm"in atası sayılabilecek Platon ile "materyalizm"in atası sayılan Aristoteles'in biri göğü biri yeri işaret eder şekilde resmedildiği Raphael'in "Atina Okulu" tablosunda da ifadesini bulan bu türden iki kutuplu polemiklere, orta yakın zamanda Türkiye'de de yaşanan, devrimin Çin modelindeki gibi köylülerden mi yoksa Sovyetler Birliği modelindeki gibi işçilerden mi başlayacağı türünden ideolojik tartışmalar da eklenebilir. Ne ironiktir ki bugün ekonomisiyle dünyanın başını ağrıtan Çin'in baş aktörleri köylüler değil, işçilerdir.. Ancak Türk tasarım tarihi içinde bu türden iki kutuplu ve net bir tartışma konusuna kendi adıma ilk defa rastlıyor ve çok da seviniyorum. Bu tartışmanın kendi tasarım tartışma kültürümüz açısından önemli bir başlangıç egzersizi olmakla birlikte, yanıtının şu ya da bu olmasının, ya da bu tartışmada herhangi bir taraf olmanın çok da anlamlı olmayacağı kanısındayım. Bu tartışma konusu bir anlamda Türk mutfağı zengin sofralarında mı kurtulur yoksa tektekçi meyhanelerinde mi kurtulur, Türk müziği çok sesli müzik ile mi yoksa türkülerle mi kurtulur, Türk resmi figüratifle mi yoksa non-figüratifle mi kurtulur türünden tartışma tınıları içerirken, diğer yandan da Türk tasarımında entellektüel özgün düşünce üretme ve iki kutuplu tartışma geleneği başlatma açısından da değerli bir bağlamdır.
"Sanat olarak tasarım" ya da "kullanılır endüstriyel nesne olarak tasarım", ya da "yenilikçi sanayi ürünü olarak tasarım" gibi başlıklarla ifade edilebilecek bağlamların her biri bir diğerini dışladığı ve kendini de mutlaklaştırdığı sürece Türk tasarımına yarardan çok zarar verme potansiyeli içerir. Tasarımı kendine dert etmeyen nice refah ülkesi, sanayisi çok güçlü olup tasarımda söz sahibi olmayan nice ülkeler vardır bu yeryüzünde. Dünya ekonomisinin %65'ini elinde tutan G8 ülkelerinin hepsinin tasarım karnelerinin de parlak olduğu söylenemez. Öte yandan sanat olarak tasarım nesnesi gözüyle baktığımız ama kullanışlılık açısından fiyasko olan nice sandalyeler, nice limon sıkacakları olduğu gibi tasarım medyasının yere göğe koyamadığı halde üreticilerinin de tasarımcılarının da zarar hanesine kaydettikleri nice örnekler de vardır. Üstelik endüstriyel tasarım ürünlerinin varoluşunun müzede mi yoksa müzayedede mi, bit pazarında mı yoksa çöplükte mi sonuçlanacağı, o ürünlerin tasarım amaç ve niyetlerinden bambaşka koşullar ve süreçler sonucunda şekillenir.
Endüstriyel tasarım da sanat gibi, inovasyon gibi, mimarlık gibi insan aklının değer yaratma araç ve yöntemlerinden bir tanesidir ama bunlardan sadece bir tanesiyle özdeşleştirilemez. Kendine özgü yöntem, malzeme ve araçları olduğu konusunda ise hepimizin hemfikir olmamız gerektiğini düşünüyorum. Sanat, mimarlık ya da mühendislik söylemlerine eklemlenerek, ya da o söylemleri içselleştirerek fayda sağlamaya çalışan bir disiplin olmayı çoktan geride bırakmış olması da gerekirdi. Aynen müzik gibi, mutfak gibi, resim gibi indirgenemez ve mutlaklaştırılamaz, sadece zenginleştirilebilir bir alan endüstriyel tasarım alanı. Üstelik bunların hepsinden daha az profesyonelleşmiş olduğu bile söylenebilir.
Naçizane görüşüm bu tartışmaya zemin olacak koşulların ülkemizde yeterince olgun olmadığı yönündedir. Sadece İstanbul'da bir hafta açık kalmış sergilemeler, patent fakiri sanayiler, kurumsallaşma sürecinin çok başında sayılabilecek örgütlenme çabaları, veya tasarım politikaları ya da düzenlemelerle yakından uzaktan alakası olmayan sosyal ve siyasal iradeler üzerinden bir sonuca varmak çok da gerçekçi olmayacaktır. Bu zeminler güçlendirildikten sonra Türk tasarımın kendine özgü olumlu ve olumsuz yönlerinden söz etmek çok daha olası hale gelebilir. Üstelik endüstriyel tasarımın günümüzde ulusal hatta uluslararası bir konu olmayıp, çevre gibi, enerji gibi, sürdürülebilirlik gibi ve bütün bunlarla birlikte uluslarüstü bir boyut kazandığını da aklımızdan çıkarmamamız gerekir.
A. Can Özcan Aralık 2007
|
 |
|