
4 Ocak 2007 Perşembe | Levent OZLER
Soyutun Duayeni Ferruh Başağa'nın Retrospektif Sergisi Sanal Müze'de

Eczacıbaşı Sanal Müzesi, yeni yıla soyut resim sanatımızın öncülerinden ressam Ferruh Başağa'nın 90 yapıtının imgesinden oluşan retrospektif bir sergi ile giriyor.
Küratörlüğünü Haşim Nur Gürel'in üstlendiği ressamın figüratif ve soyut dönemlerinden yapıtların yer aldığı sergi http://www.sanalmuze.org internet adresinden ziyarete açık.

Haşim Nur Gürel'in "kısa ve öz" konuşan bir sanatçı olarak tanımladığı Ferruh Başağa, resimlerinde varlığı belirgin olan soyut sanatı şu sözlerle anlatıyor: "İnsanın ilk yarattığı soyut sanattır. Soyut sanat, kavramların önsezisidir. İlkel toplumlarda soyut sanatı doğuran nedenlerle, uygar toplumlarda soyut sanatı doğuran nedenler farklıdır. İlkel toplumlar evren hakkında bilgisizliklerinden ötürü soyut sanata gitmişlerdir. Uygar toplumlar ve uygar insanlar bilim, düşünce ve uygarlığın gelişmesi ile evren hakkında yeterince bilgi sahibi olmaları nedeniyle soyut sanatı kavrarlar. Doğada sanat yapıtı yoktur. Sanat yapıtlarını insan düşüncesi ortaya koyar. (...) 1948'lerde başladığım soyut çalışmalar, Türk resminde gelişen bir tavrın ifadesi ve başlangıcı idi. Soyuta yönelten etkenlerin başında, daha önce de söylediğim gibi, çağımızda yalnızca görünüm ve doğa olmayacağını, sanatta düşünce ve yaşamın büyük etkisi olduğunu anlamam yatıyordu. Çeşitli tarzlar denedimse de (non-figüratif, lekecilik) soyut araştırmaları da sürdürdüm. 1970'lerde yenilenme isteği ile yeni bir boşluk içinde bana özgü biçimleri aradım. Bugüne dek de bu arayışı sürdürmekteyim. Soyut resim çağdaş anlatımdır, bana göre."

Gürel, sanatçının "Akdeniz Işığı Dönemi"nin ilk resimlerini ise şöyle yorumluyor: "Geniş tabanı tualin ortalarında yer alan dengeli, merkezi üçgenler oluşturan düşey, yatay ve verev çizgiler... En altta "tahterevalli"nin orta noktası gibi merkezde yoğunlaşan formu taşıyan, yüksekliği az basık bir üçgen alan... Sanatçının özellikle 1980'li yıllardan sonra üzerine gittiği bu kurgu, insanoğlunun "pamuk ipliğine bağlı gündelik yaşamı" ile sanat yapıtının veya diğer idealize biçimlerin karşıtlığını akla getirir. Sualtı kayalıklarını, soyut yelkenlileri, uzay çağının piramitlerini akla getiren bu formlar, görkemlerine karşın temellerindeki nazik denge nedeniyle insanı düşündürürler ve tedirgin ederler. Birbirine yakın ve paralel çizgilerin tüm resim sathında, bozulmuş bir karolaj, bir abaküs veya bir okyanusya yıldız haritasını çağrıştırabilecek, küçük üçgen ve dörtgen benekleri ile kıpır kıpır olan yapıtlar... Ressamın bir dönem resmettiği satranç oynayanları ile de akrabalıkları olduğu söylenebilecek bu yapıtlarda, sanatçı, kurallarını kendi koyduğu ve kazananın belli olmadığı bir "sonsuz taş oyunu"nu zaman veya kader ile oynar gibidir."
|