 |

20 Eylül 2005 Salı | Levent OZLER
Adnan Serbest İDW 2005
İstanbul Tasarım Haftasının sadeliği, zerafeti ve doğallığı ile büyüleyen en dingin ve cool köşesi, yemek odası mobilyaları, kütüphane ve sandalye tasarımlarında sadece metal, ahşap ve camın ustalıkla kullanılmasıyla dikkat çeken Adnan Serbest standıydı. Tasarımlarında kavramsal değil teknik zorlamalarla sade şıklığı seçen Adnan Serbest, ürünlerindeki başarılı marangozlukla özellikle yabancı katılımcıların ilgisini çekti.

Adnan Serbest, mobilya tasarımı konusunda uluslararası arenada en az Türkiye'de olduğu kadar önemli isimlerinden biri. 1986'da Adnan Serbest Mobilya Tasarım şirketini kuran tasarımcı, 1996'da İTÜ işbirliği ile Türkiye'nin ilk mobilya tasarım yarışmasını organize eden isim.

Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kurulu'nda da (ETMK) çeşitli görevler alan Serbest, dünya çapında KOBİ'ler için iş ve firma kültürü geliştirme çalışmalarını yürüten "The Global Compact"ın üyesi olarak çalışıyor. Adnan Serbest, "fer sandalye" adlı tasarımı ile 19 - 25 aralık 2004 tarihleri arasında Almanya'nın Köln kentinde düzenlenen dünyanın en büyük mobilya-dekorasyon fuarında hazırlanan ve sektör için önemli bir referans olan Hit Guide 2004 katalogunda yer aldı.

Serbest, Türkiye'de endüstri ile tasarımcılar arasındaki kopukluğa dikkat çekerek, bunu Türkiye'deki firmalarda bu iki alan arasında köprü görevi görecek olan tasarım yürütücülerinin (organizatörlerin) olmayışına bağlıyor. Serbest'e göre endüstrileşmiş ülkelerde bu konudaki kararları tasarım yürütücüleri veriyor ve tasarımcılar da firmaların beklentisi doğrultusunda projeler üretiyor. Fakat ülkemizde bu yeterlilikte proje ve AR-GE çalışması yürütecek profesyonel sayısının yetersiz olması nedeniyle iyi fikirler ve projeler, tasarımcılar tarafından üretilemediğini belirtiyor.
Adnan Serbest: http://www.dexigner.com/directory/detail/6123/

Adnan Serbest Dexigner Röportajı Türkiye'nin en önde gelen mobilya tasarımcılarından biri olarak bize en son koleksiyonunuzdan ve firmanızdan genel olarak bahsedebilir misiniz? Bu bizim 2006 yılında piyasaya süreceğimiz bir koleksiyon. Birçok da deneysel çalışma içeriyor. İki tane çizgimiz var. Bunların ilki, ürettiğimiz daha ekonomik mobilyalardan oluşuyor. İkincisi ise bu ekonomik kaygılardan uzaklaşarak tasarım yönü biraz daha ağır basan ürünlerden. Bu ikinci çizginin amacı, Adnan Serbest'i o ticari ortamdan ayırıp kendini daha iyi ifade ettiği tasarımlar yapabileceği yeni bir koleksiyon yaratmak. Standta gördüğünüz, piyasaya 2006 yılında çıkmasını planladığımız, genelde saf malzemelerle hazırlanmış bir koleksiyon. Malzeme olarak sadece ahşap, cam ve metal kullandım. Biraz, sadelik arayışı gibi bir derdimiz var. Zanaat ölçeğinde artı sanatsal ölçekte birşeyler üretmeye çalıştım. Tasarım yönünden çok uçlarda veya farklı bir dil üreten bir şarkı değil, kendi şarkımı söylemek istiyorum. Sakinim, sadeyim. Ama iyi bir malzeme kombinasyonu kullandım. Çoğu ürünün içinde metal konstrüksiyonlar, iskeletler var. Bu da bir deneysel çaba aslında. Birçok şeyi satmamak üzere ürettik. Bunları saklıyoruz. Denediğimiz bu metal ve ahşap kombinasyonu, ileriye dönük süreçte bize yeni fikirler sağlaması için hazırlanmış deneysel bir proje diyebilirim. Zaten çıkış noktası da 'zanaart'.
Bu aynı zamanda yeni koleksiyonun ismi de? Evet. İsim babası da Ali Bakova. Böyle bir öneride bulundu bizim de hoşumuza gitti. Bu tip lansman konularında dışardan fikir üretecek insanlarla, profesyonel tasarımcılarla da çalışmak istiyoruz.

Koleksiyonunuza Türk ve yabancı katılımcı ve ziyaretçilerden ne gibi tepkiler geliyor? Bu koleksiyon henüz çok yeni ve aldığımız tepkiler olumlu. Yirmi parçalık bir koleksiyonun yedi parçası burada. Daha çok yurtdışı pazarlarına yönelik. Ticari anlamda yurtdışı pazara yönelik iş yapıyoruz. Türk insanının buradaki tavrı da çok ilginç. Yani sorular soruyor. Bundan önceki fuarlarda böyle sorgulayan bir tavrı yoktu Türk insanının. Bu yeni yeni oluşuyor. Belki buraya daha seçici insanlar geliyor. Bu kültürün daha fazla içinde olan insanlar. Sorular sordular, nedenlerini sordular. Bu da güzel. Yani böyle deneysel projeler yapılabilir. Bizim de denemek istediğimiz doğal malzeme ve yalınlıkla neler anlatabileceğimiz, neler yapabileceğimiz. Böyle bir fikirle yola çıktık ve sonucunu biz de merak ediyoruz.
Metal iskelet denemeniz mutlaka bu yalın, ince çizgileri yakalamanızda yardımcı olmuştur. Peki bu deneysel çalışmanızın herhangi bir patentini almanız sözkonusu mu yoksa ahşap içinde metal iskelet kullanma daha önce de uygulanmış bir konstrüksiyon yöntemi mi? Hayır, ben bu metalle ahşap birlikteliğini belki de dünyada ilk kullanan zanaatkarlardan biriyim. Tasarımcı kelimesini özellikle kullanmak istemiyorum. Çünkü ben farklı bir kulvarda gitmek istiyorum. Yani benim derdim bu anlamda biraz kendimle. Ben kendi şarkımı söylemek istiyorum. Sadece Türkiye için konuşmuyorum. Türkiye için bir renk, bir değişiklik, bir farklılık yaratabilirsem o çok hoş birşey. Çünkü Türk tasarımı çok fazla aynı dili konuşmaya başladı. Çok fazla aynı ton, aynı renk, aynı şarkı var. Belki neden olmasın, benim o marangoz tavrımla, zanaatkar tavrımla Türk tasarımında, fark yaratabilmek veya bir renk, çeşni katabilmek gibi bir misyonum olur. Kabul görürse olur. Biz de severek çalışırız bunun için. Bu fuar için standımızın çeşitliliğe önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. İyi veya kötü, ben güzel-çirkin değerlendirmelerine girmem. Ama renklilik, çeşitlilik gerekliliğini vurgulamaya çalışıyorum. Benim için bu çok önemli. Yani değişik kulvarlarda, değişik fikirlerde, değişik tarzlarda, tavırlarda, kimliklerde tasarımcılar olmalı. Yani bir kimliksel karmaşa sözkonusu. Biraz kimlikler otursun artık Türkiye'de. Ayırt edilen birileri çıksın. Ben şunu görüyorum dünyada: Mesela işte bu Ron Arad'ın diyorum, ama onun üzerinde Ron Arad yazmıyor veya da Sottsass'nın bir ürünü bu diyorum. Jasper Morrison'ın tasarımlarını da tanırsınız, birçok kişiyi tanırsınız ama Türkiye'deki tasarımcılara baktığınızda bu şudur diyebileceğiniz üç beş kişi var. Var tabi Türkiye'de de çok yeni olmakla bereber. Yok değil ama daha fazla olsun. 20 tane 30 tane Türk tasarımcının dünyada kendi kimlikleriyde varolmasını istiyorum. Benim derdim de bu.

Bu son koleksiyonunuzda daha öncekilerden daha farklı, daha ince bir çizgi yakaladınız. Bu çizginin üzerinde devam etmeyi mi düşünüyorsunuz yoksa yine farklılık arayışları içinde mi karşımıza çıkacak ve daha farklı deneysel çalışmalara mı imza atacaksınız? Ben tasarımda süreklilikten yanayım. Zaten sürekliliktir tasarımcıyı vareden. Başka bir deyişle tasarımcının gerçek tavrı sürekliliğinde yatar. Bugün farklı bir derdi olup, bir yıl sonra bambaşka bir konseptle ortaya çıkan bir tavır bana göre değil. Bu standta sergilenen sandalyeyi ben 15 yıl önce yaptım ve 15 yıl sonra da buraya getirip koydum. Bence 15 yıl eskimeyen birşey yapabilmek önemli. Bende eskimiyor, çünkü hala olgunlaşmış değil. İnsanların çok çabuk, çok farklı dillerde çok farklı tarzlarda veya düşüncelerde fikirler üretmesinden yana değilim. Ben tasarımcıyı izlerim. Dünyadaki tasarımcılar da hep çizgilerini korurlar. Tavırları aynıdır. Hemen anlarsınız. Çok değişmemek iyidir yani kendi çizgini korumak.
Birçok firma fuarlarda çalınma endişesiyle yeni ve iddialı ürünlerini, patentini almadan sergilemekten kaçınıyor. Sizin yok mu böyle bir korkunuz? Çalarlar tabii ki. Ama ben bundan korkmuyorum. Çünkü bu koleksiyonun içinde çokça zanaat, belki %10 da sanat var. Tasarım ne kadar var bunların içinde, tasarımcı tavrı ne kadar var derseniz, %30. Şimdi bunu çalmak istediğiniz zaman çalın, yapın. İsteyen istediği kadar yapsın. Yani 'benim' olan birşeyi kimse çalamaz ki. Çünkü başka bir yerde görüldüğünde eğer ben kendi tekniğimi, tavrımı, düşüncemi, söylemimi insanlara doğru biçimde aktarabilmişsem hiç kimse benim ürünümün birebir kopyasını üretemez. Bu tasarımlar modernist bir dil üretmiyorlar ki. Bunlar çok yüksek sesle konuşmuyorlar ki. Bunların modernist bir tavrı yok ki. Bunlar; az konuşan, sessiz kalabilen, kendi halinde ama uzun soluklu, yarın yok olmayacak ürünler. Çünkü Türkiye'de bugün yapılan birçok şeyin izine yarın rastlanmıyor. Ama bu sandalye burada 15 seneden beri var, inatla!
Adnan Serbest: http://www.dexigner.com/directory/detail/6123/

|
 |
|