 |

18 Ocak 2006 Çarşamba | Senay
Bahar Korçan: Moda Yapay Bir Platform
Bahar Korcan : Moda Yapay Bir Platform - Esra Başıbüyük | Cumhuriyet
Bahar Koçan, bir marka olmak ve dünyaya açılmak istiyordu, ama olmadı. O bunu sadece kendi yenilgisi olarak görmüyor, Türkiye'nin de henüz markalaşmaya hazır olmadığını düşünüyor. Hülya Avşar'ın marka olarak çıkmasına da itirazı var. Atölyesini Galata'ya taşıyan modacının peşinde olduğu şey sahicilik...

- İçeri paldır küldür giren dilenciler, arabada megafonla sebze satanlar, tam karşıda inşaat. Bu dar sokak çok hareketli değil mi, Nişantaşı'nın o "steril" atmosferinden sonra?
Evet hareketli buralar, ama hiç rahatsız etmiyor. Galata aslında uzun zamandır gelmeyi hayal ettiğim bir yerdi. Atölyenin üstündeki apartmandan yakın bir arkadaşım ev satın aldı. Ona sordum nasıl yaşıyorsun burada diye: "En akından baktığın bina 1870'ten kalma, böyle bir keyif ve böyle bir lüks başka nerede bulabilirim ki" dedi. Hakikaten öyle! Evi de aynı sokağa taşıdık. Burası atölye, ön taraf mağaza gibi...
- Modadan söz edelim, sizin için modanın çok da klişe bir anlamı yok diye biliyorum...
Evet. Yolculuğun başından beri bunu söylüyorum ve öyle devam edeceğim. Aslında moda çok yapay bir platform. Bunun içine moda dergilerini de katıyorum. Bu yapay platformda her şey çok çabuk geçiyor ve hemen çiğneyip atıyorsun. Bu bana çok uymadığı için kendime başka bir yol seçtim. Bu yol şiirle, masalla, müzik ile buluşuyor. Burada insanlarla başka bir felsefeyi paylaşıp, bir şeyler öğrenmek ve aktarmak; yolum bu. Belki bu biraz daha dipten seyahat etmek.

- Bahar Korçan markasını uluslararası platforma taşımak için girişimleriniz olmuştu...
Evet, uluslararası platformda daha nasıl genişleyebiliriz düşüncesiydi. Daha kurumsal bir kimliğe bürünelim istedim, fakat olmadı. Bunların hepsi çok büyük deneyimler. Markanın iki ortağı oldu ve bitti. Onlara da hak veriyorum. Yatırımcılar yatırdıkları miktarın çok kısa sürede dönmesini isterler, ama bu iş sabır işi. Ama ben inançla sabrettim. 2005 de benim için sorgulama, sonlarına doğru da arınma senesiydi.
- Neler öğrendiniz?
Türkiye henüz mental olarak markalaşmaya çok hazır değil.
- Aslına bakarsanız son bir sene içerisinde artık çok yaklaşılmış gibi hissettiriliyor.
Popüler kültürün getirdiği bir durum bu. Mesela markalaşma adına konferanslar düzenleniyor. Bunlar kötü mü, hayır iyi, ama çıkan insanlara bakmak gerek.

- Bu sene Hülya Avşar ve Okan Bayülgen vardı.
Hülya Avşar markalaşma seminerinde çıkmamalı, markayım dememeli. Versace gelip, perakendecilik sektörü ile ilgili öyle bir konuşma yaptıki, herkes birbirinin suratına baktı kaldı. "Mavi yolculuğa gelmiştim, çok güzel bir ülkeniz var, çok da üzülmeyin bir gün siz de belki İtalyanlar gibi olursunuz" dedi. Tamam mental olarak bazı şeyler olmasa da bu kadar da zavallı durumda değiliz. Çok ciddi bilinçlenme süreci yaşıyoruz. Bu süreç hızlı gidince bazı şeyleri farkındalığınıza yazamıyorsunuz, beni korkutan o! Anlamını bilmiyoruz. Anlamını bilsek, biraz önce söylediğimiz ismi markalaşma konferansına çıkartmazdık.
Onun haricinde çıkacak bir çok insan var. "Mavi Jeans" çıksın konuşsun. Marka olmanın en önemli sorusu şudur; tüketicine ne veriyorsun? Senin nasıl bir farkındalığın var, ne kazandırdın? Bu anlamda "Mavi"yi sorguladığımızda hakikaten kuvvetli kurulmuş bir kimliği var.
- Ve bunu yabancılaşmadan yaptı.
Aynen, gerçekten dinlemeye heves ettiğim markalaşma serüvenidir Mavi Jeans, ama Hülya Avşar'ın markalaşma serüveni -ki marka değil- ne kattı, ne kazandırdı bunu sorgulamak gerek?
- Peki, tasarladığınız kadar yazıyorsunuz da. Önce kelimeler mi, yoksa tasarımlar mı geliyor?
Önce kelimeler sonra, sonra çizimler geliyor.

- Moda ve politika için ne düşünüyorsunuz?
Müthiş bir ikili değil mi? Çok malzeme var birbirine akacak. Moda dünyasına baktığınızda aslında inanılmaz, sıkı politika stratejileri var. O olmadan olmuyor. Bu oyunun içindeki gerçek.
- Bu oyunun içindeki politika...
Aynen...
- Politikanın içindeki moda?
Doğru seçimler ve detaylar çok önemli kişi için.
- Kim var böyle?
Bill Clinton var. Taktığı kravattan, seçtiği renge kadar.
...
Kaynak : Cumhuriyet, Esra Başıbüyük'ün izniyle yayınlanmıştır.
|
 |
|