 |

26 Mayıs 2006 Cuma | Levent OZLER
Tasarımın Başkenti İstanbul!
1980'li yıllarda Ankara'daki tasarım öğrencilerinin çoğu için İstanbul uzakta, güzel ve gizemli, ama sonuç olarak mesleki bir merkez olmaktan çok, turistik bir kentten ibaretti. Arasıra yapılan "sanayi" gezileri sırasında İstanbul'da uğradığımız bir, iki fabrikada, lisans altında imal edilen ürünlerde sadece serigrafi baskı düzeyinde değişiklik yapabilen, heyecanını yitirmiş az sayıda endüstriyel tasarımcı ile karşılaşıyor ve gelecekteki mesleğimiz ile ilgili bir endişe belli belirsiz içimizde kök salıyordu. O dönemde Türk sanayisi henüz yenilik ve tasarım gibi rekabetçi ihtiyaçları hissetmediği gibi, tasarım pratiği açısından İstanbul'u diğer kentlerden ayıran bir yoğunlaşma da mevcut değildi. Yeni mezun bir tasarımcı için İstanbul'a gitmek ile Ankara'da kalmak veya bir başka Anadolu kentinde yaşamak arasında, mesleki fırsatlar anlamında, hissedilir bir fark yoktu.
Yaklaşık 20 yıl sonra, barındırdığı tasarımcı sayısı, onlarca tasarım okuluyla bugün İstanbul tartışmasız ve rakipsiz bir şekilde Türkiye'nin tasarım başkentidir. Artık İstanbul dışında profesyonel bir tasarım kariyeri başlatmanın önemli fırsat maliyetleri var ve bu genç tasarımcılar tarafından gayet iyi biliniyor. 1996'da gerçekleştirilen 2. Ulusal Tasarım Kongresi İstanbul'da hatırlayabildiğim ilk önemli tasarım etkinliğiydi. Bunu 1998'de ETMK tasarım sergisi ve 1999'daki tasarım fuarı izledi. 2000'li yıllara ekonomik krizle girdik, ama 2002'de İTÜ'deki geniş katılımlı uluslararası tasarım kongresinin ardından, İstanbul'un bölgesel bir tasarım merkezi olma potansiyelini heyecanla tartıştığımızı anımsıyorum. Aynı yıl içinde yayın dünyasında "dekorasyon" ötesi kıpırdanmalara sahne olan İstanbul farklı tasarım okullarındaki bir dizi etkinliğe de ev sahipliği yapıyordu. 2003 İstanbul'da her yıl tekrarlanan tasarım etkinliklerinin başlangıcına ve Türkiye'nin ilk tasarım galerisinin açılışına tanıklık etti. Sonrasındaki tüm gelişmeleri, grafik, moda ve mimarlık gibi diğer tasarım disiplinlerindeki dinamizmi - Grafist, UIA vb., giderek artan modern sanat etkinliklerini ve bunların yarattığı sinerjiyi aktarmak bu yazının kapsamını aşar. ETMK'nın 2003-2006 arasında İstanbul'da gerçekleştirdiği etkinliklerin geri kalan 15 yıllık geçmişinde gerçekleştirdiklerinden kat ve kat fazla olduğunu ve sadece önümüzdeki Mayıs-Eylül arasında İstanbul'da bağımsız gruplarca 5, 6 önemli tasarım etkinliğinin organize edileceğini aktarmak sanırım kentin bugünkü tasarım dinamizmini anlatmaya yetecektir.
Peki böylesi bir dönüşüm nasıl mümkün oldu? Bunun cevabı elbette İstanbul'un 1500 yıllık tarihsel ağırlığını içermek zorunda. İki kıta ve birçok kültürü birleştiren eşsiz konumu, tarihsel mirası, sadece tasarımda değil, siyaset dışındaki her alanda İstanbul'u Türkiye'nin merkezi kılmaktadır. Kent bugün endüstriyel, finansal, kültürel ve sanatsal anlamda da Türkiye'nin başkentidir.
Şüphesiz sanayinin hem fiziksel hem de sermaye olarak yoğunlaşmış olması tasarımın piyasa ekonomisinin gerektirdiği şekilde gelişebilmesi, kök salabilmesi için gereklidir. Ancak, en az bunun kadar önemli bir olgu da rekabet kültürünün kentteki entellektüel sermayeyi harekete geçirebilecek denli güçlenmesi ve giderek daha rafine olmaya başlamasıdır. Kastedilen sadece ürün ve fiyat üzerinden dar anlamda iktisadi bir rekabet değil, iletişim ve sembolik değer yaratma kapasitesi, diğer bir deyişle sermayenin kendisini kültürel bir aktör olarak da konumlandırabiliyor olmasıdır. Bu anlamda İstanbul'un Türkiye'nin kültürel ve entellektüel sermaye stoğunun büyük bir kısmını barındırıyor olması, sanayinin kentteki fiziksel ve sermaye yoğunluğu kadar önemlidir.
Yenilikçi tasarım kültürel ve endüstriyel dinamikler arasındaki karşılıklı iletişim ve gerilimden beslenir, İstanbul Türkiye'de bunun mümkün olabildiği yegane kenttir. Çünkü yalnızca tasarımcıları değil, Ar-Ge mühendislerini, yazılımcıları, reklamcıları, akademisyenleri, sanatçıları, finans uzmanlarını ve benzeri profesyonelleri de içeren, yaratıcı entellektüel faaliyetleriyle varlık kazanan Yaratıcı Sınıf sadece İstanbul'da kritik bir kütle oluşturarak hem maddi ve kültürel üretimin, hem de tüketimin niteliğini etkileyebilme potansiyeline sahiptir.
Dünya'nın tasarım başkenti olarak bilinen Milano'da çok sayıda aktör birbirleriyle etkileşime geçerek zamanla kent ölçeğinde hem üretimi, hem de tüketimi belirleyebilen dinamik bir Tasarım Sistemi yarattı. Sanayi sermayesi bu aktörlerden sadece birisidir, en az onun kadar önemli olan diğerleri arasında, tasarımın gücünü özümsemiş yerel yönetim odakları; gelişmiş bir pazarlama, iletişim ve fuarcılık sektörü; tasarım konusunda özgün bir söylem yaratabilen bir yayıncılık sektörü; deneysel ve yenilikçi olabilen tasarım okulları ve tabi ki, başta her alandan tasarımcılar olmak üzere, güçlü bir yaratıcı sınıf vardır. Sistem dinamizmini yaratıcı sınıfın, farklı aktörler arasındaki geçirgenliği kullanarak hem yerel, hem de küresel düzeylerde üretken bir ilişki ağı kurabilmiş olmasına borçludur.
Benzer bir sistemi - ki bazı unsurları mevcuttur - kurmaksızın İstanbul Türkiye'nin tasarım başkenti olarak kalamaz ve sadece kütlesinin çekim gücüyle çevresindekileri içine çeken, tüketen bir kara deliğe dönüşür. İstanbul Türkiye'nin tasarım başkenti olmakla yetinmemeli, mutlaka uluslararası tasarım ağının küresel odaklarından birisi olmayı hedeflemelidir. Çünkü küresel ağ içinde anlamlı bir rol üstlendiği oranda, İstanbul gerçek potansiyelini hayata geçirecek ve bir tasarım başkenti olmayı hak edecektir. Burada temel sorun geleceğini İstanbul'da gören Yaratıcı Sınıfın ve bilhassa tasarımcıların böylesi bir vizyonun gerektirdiği iletişim, etkileşim ve örgütlülüğe ne kadar yatkın olduğudur..
Alpay ER Prof.Dr., İTÜ Endüstri. Ürünleri Tasarımı Bölümü Kaynak: Radikal Tasarım - 25 Mayıs 2006 Perşembe
|
 |
|