 |

11 Ocak 2005 Salı | Levent OZLER
Grafik Tasarım, Ambalaj ve Piyasa Üzerine
Üst başlık Grafik Tasarım, alt başlık Ambalaj Tasarımı ülkemizde en hafife alınan konulardan biridir.
Devletimizin Grafik Tasarımla ilgili herhangi bir tanımı yok... Bizde yeterli organizasyonu saglayıp devletimizden herhangi bir talepte bulunamamışız... Yaptırım gücü olmayan kendi halinde bir "Grafikerler Meslek Kuruluşu" var. Tasarımınızı pazarladığınız müsteri bilinçsiz... Ve tasarımcı hala, üretim aşamasındaki birimler arasında oluşturulamamış ortak bir dil anlayışının sıkıntılarını yaşamaktadır..
Bizler, kitapsız yapılmış bir grafik eğitim sürecinin kurbanlarıyız... Beş yıllık öğretim hayatımda tekbir ders kitabına rastladığımı hatırlamıyorum. Çünkü yoktu. Değerli hocalarımız gerekli gördüklerini bize yazdırırlardı. Kısacası teksir ve fotokopi yokmuşcasına bütün öğrenim hayatımız not tutmakla geçti... Akıl edip arşiv oluşturmayı düşünemeyenler ise mezuniyetlerinden sonraki yıllarda edindikleri bilgileri zamanın erezyonuna teslim edip erittiler.
Daha üzücüsü ise; Bunca yıl bize eğitim veren anlı, şanlı sevgili hocalarımızın tasarım adına ortaya koydukları yazılı tekbir esere rastlamak günümüzde de mümkün olamıyor maalesef... Bugün sevindirici bir gelişme olarak gördüğümüz tek tük de olsa eser üretmeye çalışanlar ise bu değerli hocalarimizdan sonraki jenerasyonlardır.
Çevrenize baktiginizda; ilanlarında "Grafikerlik Kursu" verdiğini iddia eden bir çok dersane görürsünüz. Bu dersanelerde; bir, iki aylık kurslarla (ögretilebildiği kadar) grafik amaçlı kullanılan birkac program öğretilir ve sertifika verilir. Kurs sertifikasını alanlar ise bilgisayar operatörü bile olamadan kendilerini "Grafik Tasarimci" ünvanına layık görürler... Haddini bilmezlik bazı seviyeleri gecmiş vaziyettedir anlıyacağınız...
Alt yapısı yetersiz bir sekilde "Grafik Tasarımcı" ünvanıyla iş başvurusunda bulunan kurs mezunu arkadaslarımiz, genelde; hem kendisi, hemde basladığı iş yerleri için hayal kırıklıklarına sebeb olur ve sürekli yer değişimi sürecine girerler. Ta ki bazi şeyleri öğrenene ya da kendisini sindirecek bir iş yeri bulana kadar... Bu, insani epey üzen ve yıpratan bir durumdur. Gerçi bu kursiyerlerden meraklı olanların bilgisayar programlarına taklalar attirdiği da vakidir, ama "bilgisayar yapiyor" diye her efekti kullanarak, meydana getirdikleri görüntü kirliliği, yarım yamalak eğitim ve bilginin cevreye ve meslegimize ne denli büyük zararlar verebileceğinin en belirgin kanıtıdır...
Bilgisayar kursuna giden bir kişi, bu kurstan nasıl "Bilgisayar Mühendisi" olarak mezun olamazsa, grafik kursuna giden kisi de Grafik Tasarımcı olarak mezun olamaz. Bu isin ciddi bir egitimi olduğunun bilinmesi gerekmektedir.
* Bir Grafik Tasarımcı adayı üniversite sinavlarından sonra binlerce kisiyle birlikte yetenek imtihanina girer ve 2 ila 7 asama arasi degisen bir sinav neticesinde yetenekimtihani kazanan 15-20 kisiden biri olur... Yani, tasarimci; Secilmis, yetenekli, ozel biridir....
* Bu okulda 4 ila 5 yıl, sanat tarihi, teknik sosyoloji gibi teorik derslerin yanında, başta; Desen, renk bilgisi, fotoğraf, animasyon, baskı teknikleri ve bilgisayar grafiği olmak üzere A'dan Z'ye grafikle ilgili her konuda egitim alir.... (Artık, herhalde not tutulmuyordur değil mi?)) Bu eğitim sürecinde (en az) 6 farklı konu da (son ikisinin konularını kendisinin belirlediği) kampanyalar yönetir... Yani Tasarimci; Egitimli biridir... * 5 yilin sonunda bu isi yapabilecegine dair yetki belgesini alır... Yani Tasarimci Diplomali biridir...
* (Bu bölümü kendi adima yazayim...) 26 yildir grafik tasarımla ugrasiyorum ve sadece bu isten ekmegini kazaniyorum... Yani Tasarimci tecrübeli biridir...
Grafik tasarımcı, Ürününün doğru pazarlanması icin müşterisinin adina hayal kuran kişidir... Yetenek, eğitim, bilgi, tecrübe ile donanmis bir tasarimciyla, iki aylik program kursuyla sertifika almis bir operatörün kurduğu hayal sizce ayni olabilir mi?
Mahalle bakkalının kapısına "market" yazınca orası market olmuyor... Çünkü market; Çarşı, pazar anlamına gelen büyük alışveriş mekanlarının adıdır... Mahalle bakkalıylamarket arasında da gözle görünen ciddi bir kapasite farkı vardır... Bu yüzden; kendine her "Grafik Tasarımcı'yım" diyenin de grafik tasarımcı olması söz konusu değildir... Burada da, görmek isteyenlerin farkedebileceği ciddi bir kapasite farkı vardır çünkü...
Tüm bunlarla birlikte; Isin doğrusunun Akademik eğitim olmasına rağmen, ülkemizde Grafik eğitiminin yeni sayılabilecek bir gecmise sahip olduğunu gözönünde bulundurursak, alaylı tabir edilen, meslegi bilenlerden ogrenmis, uzun yıllar emek sarfedip mesleki birikimini zenginlestirmis, beyni ve bilegi güçlü, heran oğrenmeye hazır ustaları da gözardı etmemek lazımdır.
Hayatımızda gelenek görenekcilik onemli bir yer tutar. İnsanların, bir işe sermaye yatırabilmesi için güvenilir referans beklentileri vardır. Bunun en basit yolu da yapılacak veya para yatırılacak bir işin daha önce yapılmış ve o işte başarı sağlandığının görülmesi gerekmektedir. Karadenizlilerin inşaat sektöründe ön planda olmalarında gelenek görenekciligin etkisi büyüktür. Birisi başlatmıştır, onun başarılı olduğunu görenler yeni bir şeyle uğraşma yerine, ayni yolu denemeyi uygun gormuşlerdir.
Kebapçı yada berbere çırak olarak girenlerin bir kaç sene sonra aynı dükkanın karşısına kebapçı veya berber dükkanı açma sebepleri bu anlayışın ürünüdür. Çünkü o işten para kazanıldığını görmüş, artık aynı parayı kendi kazanmak istemektedir. Ama baska bir yerde işyeri açıp müşteri bekleme, müşteri kazanma riskini de almak istemez. Sermaye az, zamana da tahammül yoktur. Daha önce çalıştığı iş yerinde tanıştığı, samimi olduğu ve ayak alışkanlığı olan potansiyel müşterilerdir onun hesabı...
Ülkemizdeki ambalaj sektörü de bu tür bir anlayıştan geniş ölçüde payını alır. Sektöre yeni girmiş imalatçı bir firmanın genelde izlediği yöntem de böyledir. Ar-Ge bir lüks olarak görüldüğü, bütçenin ve zamanın da dar olmasından dolayı ürünlerini sunacağı yeni bir tasarım, yeni bir anlayış arama yerine, kendisinden önce piyasaya girmiş ve başarılı olmuş ürünleri taklit etmeyi daha doğru bulmaktadır. Tasarımcısından da bu yönde çalışma yapmayı ister.
Krizler ve rekabetin getirdigi fiyat kırma politikaları sonucunda, ambalaj üretimi veren pekcok firma grafik tasarim bedeli almamakta ya da tasarımla ilgili masraflar uretimin baska kalemleri arasina dahil edilmektedir. Tasarım, müsteriye "Müessese Hediyesi" olarak sunuldugu icin, tasarimin ciddi bir is oldugu ve bunun da müsteriden alinsin alinmasin bir bedeli oldugu da kimsenin umurunda değildir... Bu yanlis politika neticesinde, tasarim birimi sirketlerin sirtinda para kazanamayan bir yük gibi görülmektedir... Ve her kriz yada müşteri kaybi döneminde işyerlerinde ilk gözden çikarilan kişidir tasarimci.
Pek çok işyerinde ise; sirket sahibi, kendi kültür ve bilgisinin yetersizliğini gözonünde bulundurmadan sirf işveren ve para ödeyen konumunda olduğu için kendini, tasarimda tek yetki sahibi olarak görür... Büyük bir ihtimalle lisede resim dersinden bes alan bu zatlar, yarim kalmis heyecan ve heveslerini bu sekilde tamamlamaya calisirlar... Olumsuz piyasa sartlarindan dolayi sindirilmiş, pasifize edilmis ve kendisine sunulan sevimsiz sartlarda çalişmayı kabul etmiş tasarımcıya da, sirket sahibinin dogru-yanlış düşüncelerinin uygulamacılığını yapmak kalır. İş bu noktaya gelince de daha ucuza çalışan kurs mezunu kardesimiz tercihli eleman olur. "Öyle ya!... Her ikisine de soylediklerini uygulatabiliyorsa ve tasarimcinin alt yapisinin bir onemi yoksa ne diye fazladan para odesin ki adam?" Yapan cahil, yaptıran bilgisiz olunca da gül gibi gecinip giderler.
Oysa, sizin ucuza getirdiginizi sandiğiniz, sirf egonuz tatmin olsun diye müdahele ettiğiniz bu yanlış tasarimların verdigi, maddi manevi zararların farkına vardığınızda da iş işten çoktan geçmiştir. Ucuz sandığınız ama rafta eskiyip doğrudan çöpe giden bir işi zaten çok pahalı yaptırmış sayilirsiniz. Unutulmamalı ki en pahalı tasarım malın rafta kalmasına neden olan tasarımdır..
Kötü bir tasarımın hedef kitlenizde oluşturacağı yanlış etkiyi düzeltebilmek de size epey vakit ve nakite malolacaktır.
Eh! bazıları pahalı oğrenir oyle değil mi?
Eğer, tasarımcınızdan uçmasını istiyorsanız, oncelikle kolunu kanadını bu şekilde budamak alışkanlığından biran önce vazgeçilmesi gerekmektedir. Yoksa bu yanlış oluşturulmuş zihniyetin, satacağı üründen sonuç alabilmesi için ağzıyla epey kuş tutması gerekir.
Haa! rakibiniz yoktur, piyasada önemli bir boşluk vardır, bir süre idare edersiniz. Ama ya sonra?... Rakiplerinizin çoğaldığı Piyasanızın doyduğu zaman ne yapacaksınız? Devlerle yarışmaya nefesiniz, oluşturduğunuz vasat imajı düzeltmeye firmanızın ömrü yetecek mi acaba?
Yoksa firmanız tarihin çöplüğünde yerini almadan önce bir süre yatalak olarak mi sürdürecek yasamını?
Doğru tasarımların yapılabilmesi, en önemlisi de sağlıklı bir "Türk Tasarım Kimliği"nin oluşabilmesi için ise öncelikle tasarımcımıza ve ürettiklerine saygı duyulmalı, sahip çıkılmalıdır.
Referans olarak batıyı kullanan ve "Batı'dır, Ne yapsa iyidir" tarzında şekillenmiş bir zihniyet de "Türk Tasarım Kimliği"nin oluşmasını engeller. Kişisel çıkışlar da bu durumu kurtarmaya yeterli gelmez.
Burada tasarımcının görev tanımıyla ilgili değerleri de doğru tarif etmek durumundayız.. Tasarımcı; Toplumun estetik degerlerini geliştirmek ve yön vermek sorumlulugunu üstlenmiş kişidir.
Grafik Tasarımcının görevi sadece yeniyi keşfetmek değildir. Grafik Tasarımcının üstlendiği bir diger misyon; Yaşadığı toplumun ve dünyanin, gecmiş kültür ve estetik değerlerini de disiplin altına almaktır. Bir tasarımcı yeniye ulaşabilmek icin ele aldiği konuda kendisinden once yapilanları zaten sindirmek zorundadır.
Unutulmamalıdır ki!. Her Tasarımcı yaşadığı toplumun pusulasıdır.
Ali Tekin Çam
|
 |
|