 |

24 Ocak 2005 Pazartesi | Levent OZLER
Murat Güler: Otomobil Tasarımcısı
Ford'un yeni Focus modelini tasarlayan Murat Güler, Türkiye'ye geldiğinde çarşı pazardaki birçok sıradan şeyden ilham alabildiğini söylüyor.
Ford 1997 yılında Focus'u ürettiğinde büyük ses getirmişti. Uzun yıllar arzuladığı yeni imajı Focus'la birlikte yakalayan Ford, bu bol ödüllü otomobilden 4 milyondan fazla sattı. Ford, Focus gibi bir otomobilden sonra yeni bir otomobil üretmektense eldeki otomobili yeniden tasarlamayı tercih etti. Ford yönetimi çalışmalara başladığında gözbebekleri Focus'un yeni tasarımına bir Türk'ün imza atacağını düşünmüş müydü bilmiyoruz, ama tasarımcı Murat Güler birçok tasarımcı içinden kendi tasarımını yönetime kabul ettirmeyi başardı. Yeni Ford Focus'u ile 19-29 Kasım tarihleri arasında İstanbul'da rekor bir katılımla (516 bin ziyaretçi) gerçekleşen AUTOSHOW 2004 fuarına gelen Güler'den bir Türk gencinin bir dünya markasının tasarımına nasıl imza attığını dinledik.
TURKISHTiME: Almanya yerine Türkiye'de büyüseydiniz Ford Focus gibi bir otomobili tasarlama şansına sahip olabilecek miydiniz?
MURAT GÜLER: Tabii biraz daha zor olurdu. Mesela oraya gitmeniz gerekir, ki Almanya'ya gidip yerleşmek tabii ki zor, mali sorunlar da var. Ama sırf Türkiye'de yetişseydim, Türkiye'de üniversiteyi bitirip oraya gitseydim yine bu şansa sahip olabilirdim sanırım. Sonuçta yetenek sahibi bir insan yine bunları başarabilir bana göre. Yetenekli olup mücadele verirseniz Türkiye'den de gidersiniz, Hindistan'dan da.
TURKISHTiME: Sizin çevrenizde kimler var mesela?
MURAT GÜLER: Mesela başka birkaç kişi tanıyorum ben. Türk değil de, Çek veya Slovaklar. Onlar maddi durumu daha kötü yerlerden gelmişler. Dosyalarını göndermişler Volkswagen'e veya Ford'a, orada staj yapmışlar. Dosyaları beğenilmiş ve stajdan sonra şirketle bağlantılarını devam ettirip o şirkette profesyonel olarak çalışmaya başlamışlar.
TURKISHTiME: Sizin için nasıl oldu bu süreç?
MURAT GÜLER: Küçüklüğümden beri çizimle uğraşıyordum zaten. Otomobillerle bayağı haşır neşirdim. Hep otomobil maketi çizerdim. Bir zaman sonra böyle bir iş olduğunu fark ettim. "Designer" diye bir kavramla karşılaştım. Otomobil firmalarında tasarımcılık diye bir iş var, onu öğrendim.
TURKISHTiME: Kaç yaşındaydınız o zamanlar, o zamana kadar otomobillerin nasıl yapıldığını düşünüyordunuz mesela?
MURAT GÜLER: 16 yaşındaydım. Fazla bir fikrim yoktu. "Herhalde birileri vardır" diye düşünüyordum ama nasıl kişilerdir, nedir bu mesleğin adı bilmiyordum. Kendi kendime çiziyordum. Bir gün dergi aldım. Dergide çizimler vardı, sonra biraz daha derinleştikçe okulları öğrendim. Almanya, İngiltere ve Amerika'da bir sürü okul vardı. Okula biraz gittikten sonra, staj için dosyamı hazırladım; önce Renault'da sonunda da Ford'da staj yaptım. Staj yapınca kendinizi biraz tanıtıyorsunuz şirkete. Dolayısıyla okulu bitirip başvurduğunuzda kolay oluyor sizin için giriş.
TURKISHTiME: İş hayallerinizdeki çizimleri gerçek hayata dönüştürmeye geldiğinde nasıl bir durumla karşılaştınız? Muhtemelen o zamana kadar sizin için tek done hayal gücünüzdü.
MURAT GÜLER: O durumun nasıl bir şey olduğunu şimdi yeni yeni fark ediyorum. Şu anda 7-8 senelik iş tecrübem var ve kendimi ancak yeni yeni, yetişmiş bir tasarımcı olarak hissediyorum. Hangi çizgi gerçekleşebilir, hangisi gerçekleşemez onu biliyorum artık. O çizgiyi üç boyutlu düşünme, hatta üç boyuttan ileri imalata sokma kabiliyetine ulaştığımı düşünüyorum artık. Ama okulu bitirip de işe başladığınız anda aslında hiçbir şey bilmiyorsunuz.
TURKISHTiME: Okulu bitiren öğrenciler aslında hayattan kopuk mu oluyorlar?
MURAT GÜLER: Okulu bitirdiğimiz zaman delidoluyduk. Ama daha yaratıcıydık aynı zamanda. "Uzay araçları" falan çizer yeni mezunlar... 10 sene bir şirkette çalışırsanız yontulursunuz. Şirketin sistemiyle, mühendislerle boğuşuyorsunuz ve neyin olup neyin olamayacağını görüyorsunuz. Ama genç tasarımcılar delidolu şeyler çizerler, bu delidoluluklar da bazen güzel şeylere yol açar.
TURKISHTiME: Ama firmalar genellikle radikal tasarımları uygulamaktan çekinirler, risk almak istemezler. Müşterilerin ısınamayacağından mı korkarlar?
MURAT GÜLER: Tabii müthiş bir mesuliyet var işin ucunda. Milyarlarca dolar yatırım yapıyorsunuz. Zaten kötü otomobil kalmadı teknoloji sayesinde. Baktığınızda Ford'dan Opel'e ve Peugeot'a kadar her şirket çok kaliteli otomobiller sunuyor. İçinde hava yastığı var, tasarruflu dizel motorları var, süspansiyonu ve yol tutuşu çok iyi... O yüzden tasarım kilit bir öneme sahip oluyor.
TURKISHTiME: Peki bu riski alan firmalar bunun karşılığını alabiliyorlar mı?
MURAT GÜLER: Bu bilim gibi değil, garantisi yok yaptığınız işlerin. 2+2=4 değil yani. Tasarımı beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. O yüzden bir otomobilin gerçekten satıp satmayacağı baştan pek belli olmaz. Biraz piyangodur ama sonuçta tasarıma ağırlık verilir.
TURKISHTiME: Mesela siz tasarım yaparken Ford'un bu işlerle alakası olmayan daha üst bir yetkilisi gelip de "şurası şöyle, burası böyle olsun" diyor mu?
MURAT GÜLER: İlk başta biz çizim yapıyoruz sonra çizimler makete dökülüyor. Büyük sehpa boyutlarında kilden maket tasarlanıyor. O maketlerden 10 civarında yapılıyor. Birçok tasarımcı maket yapıyor. Onların arasından seçiliyor. O aşamalarda sürekli kendi şef tasarımcılarımızla görüşüyoruz. İş biraz daha ciddiye bindiğinde, mesela son tarihler yaklaştıkça daha üst yönetimden birileri geliyor ve bakıyorlar. "Çocuklar ne yapıyorsunuz bir gösterin" gibi... Rahatlamak istiyorlar. "Tamam tasarımdan umutluyuz, doğru yolda gidiyoruz. Bu taraf iyi biz başka tarafa yoğunlaşalım, 6 ay sonra yine görüşürüz" diyorlar. Eğer çok hoşlarına gitmeyen bir şey olursa söylüyorlar.
TURKISHTiME: Otomobil tasarımında içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye diye iki ayrı yaklaşım varmış. Sizin yaptığınız çalışmada hangisi hakim?
MURAT GÜLER: Sonuçta siz bir tasarımcı olarak sportif otomobiller çizersiniz. Mesela Focus'un tasarımı sportiftir. Focus'un imajı zaten öyle... Tasarım esnasında çizgiler çok zariftir, incedir; otomobil alçaktır. Ama sonuçta Focus'un içine beş tane insan binmesi lazım, oturduklarında başlarının üstünde yeteri kadar boşluk olması lazım, motoru sığacak, bagajı şu kadar büyük olacak... O yüzden dikkatli olmak gerekiyor, o parametreleri biz ergonomi bölümümüzle beraber çalışıyoruz ve onun üzerine dış kaporta gelişiyor. Bu da içeriden dışarıya bir tasarım oluyor. Sonuçta içinde beş silindirli büyük bir motor var ki, bu da işleri ciddi ölçüde zorlaştırıyor.
TURKISHTiME: Otomobilin de ikilemi bu herhalde, daha güçlü olacaksa tasarım konusunda zorlayacak...
MURAT GÜLER: Evet, dört silindir küçük motor. Küçük motoru sığdırmak sorun değil. Büyük motoru sığdırmaya çalışınca da kaporta kabarıyor.
TURKISHTiME: Tamamiyle kendi lisansında bir otomobili olmayan bir milletin çocuklarının o otomobillerin aslında kimliğini oluşturan tasarımlarına imza atmasında bir gariplik yok mu sizce?
MURAT GÜLER: Onunla hiç ilgisi olmadığını düşünüyorum. Türkiye'de birkaç kişi yetişebilse daha kolay olur, ama illaki bir milletin otomobil tasarımının gelişmiş olması için bu sektörde geçmişi olmasına gerek yok. Türkiye'de aslında ciddi bir çalışma varmış, ben de yeni keşfettim. Bugün mesela Ford Otosan'ın fabrikasını gezdirdiler bana. Orada Engin Okur diye bir arkadaşımız süper çalışmalar yapıyor, ama bilinmiyor.
TURKISHTiME: Onun yaptığı çalışmalar burada deneme amaçlı mı kalıyor?
MURAT GÜLER: O, Ford Otosan'da imal edilen otomobillerin ufak derecede tasarımlarıyla uğraşıyor. Çok büyük tasarımlar yapmasa da küçük detaylar üzerine yoğunlaşmış ve kamyon tasarımı ciddi ölçüde ilerlemiş.
TURKISHTiME: Nasıl Japon otomobilleri teknolojileriyle, Almanlar sağlamlıklarıyla, İskandinavlar emniyetli oluşlarıyla tanınıyorsa İtalyanlar da tasarımıyla tanınıyorlar. Sizce İtalyanların tasarımdaki üstünlüğü devam ediyor mu?
MURAT GÜLER: Kırılıyor. Aslında şu anda aşırı bir üstünlüğü kalmadı. Hatta Alman tasarımı İtalyan tasarımını geçti. Yani eskiden mesela Cucaro çok ünlüydü. Cucaro hala var ama eski tasarımını tutturamıyor. Dünya'nın en kaliteli otomobil tasarımı -Japonlar da ara sıra bir şeyler tuttursa da- Almanya ve Amerika'da yapılıyor.
TURKISHTiME: Peki siz daha çok nelerden besleniyorsunuz?
MURAT GÜLER: Türkiye'den çok ilham alıyorum. Çok özel bir şey yapmama gerek yok, basit şeyler de bana çok iyi ilham oluyor. Buraya gelmekten dahi ilham alıyorum. Yeşilköy'de çıkıp sokakta dolaşırım. Sadece sokakta dolaşmak, balıkçıyı görüp dışarıdan o esnafı seyretmek, kuruyemişçiyi görmekten bile ilham alıyorum. Türkiye'ye geldiğim zaman hep minibüse binerim, taksiyi ancak çok acelem olursa kullanırım. Minibüsle gezerim, şoföre parayı uzatırım, oradaki ortamı gözlemlerim.
TURKISHTiME: Peki "ah şu otomobili ben tasarlamış olsaydım" dediğiniz bir otomobil var mı hiç?
MURAT GÜLER: Tabii efsane Porsche 911'i tasarlamak isterdim. Önümüzde birkaç proje var. Birkaç yere daha imza atarız inşallah.
Babası işçiydi oğlu tasarımcı oldu Almanya'da 1971 yılında doğan Murat Güler'in babası Ford'da marangozluk yapıyormuş. 1996 yılında okulunu bitirdikten sonra Volkswagen'de çalışmaya başlayan Güler üç yıl burada değişik otomobillerin tasarımında çalıştıktan sonra babasının eskiden işçi olarak çalıştığı Ford'a geçmiş. Yine bir Türk ile evli olan Güler, düzenli yaşamayı seviyor; boş zamanlarında da sörf ve boks yapıyor. Ayrıca bir spor arabası olsa da günlük hayatında tabii ki Ford Focus kullanıyor.
İçine de Türk eli değdi Yeni Ford Focus'un iç tasarımına da bir Türk katkıda bulundu. Aracın iç tasarımındaki malzeme ve renk seçimini Şerife Ünal isimli bir Türk tasarımcı gerçekleştirdi. 32 yaşındaki Ünal'ın ailesi daha o dört yaşındayken Almanya'ya yerleşmiş. Almanya'da tekstil tasarım bölümünün ardından İngiltere'de dikiş nakış eğitimi alan Türk tasarımcı, Yeni Focus'un iç döşeme kumaşını Bursalı Martur firmasından tedarik ederek Ford için de bir ilki gerçekleştirmiş oldu.
Kaynak : Turkishtime



|
 |
|